Iron Maiden Evreninde Bir Yerlerde: “Somewhere in Time” 32 Yaşında

Seksenli yıllar Iron Maiden’a Iron Maiden da seksenli yıllara pek yakışır. Metal bayrağını göndere çeken topluluklardan biri olarak art arda gelen referans kabul edilecek albümler sonucunda her şey yolundadır. “Powerslave” albümü ve ardından çıkılan “World Slavery Tour” sırasında 1985’de Los Angeles’daki Long Beach Arena’daki dört gecenin seçkisi ile Londra Hammersmith Odeon konserlerinden meydana gelen, müzik tarihinin en mühim konser kayıtlarından “Live After Death”in yayımlanması sonrası Maiden’ın neler sunacağı merak edilmektedir.

Bu merak çok da uzun sürmez, çünkü Maiden istim üzerinde ve en üretken dönemini yaşamaktadır ve 29 Eylül 1986’da Iron Maiden’ın altıncı stüdyo albümü “Somewhere in Time” yayımlanır.

Neredeyse her çalışmasıyla çığır açan Maiden kalibresindeki topluluklar için tek bir zirve noktasından söz etmek mümkün değil. Öyle ki, her dönem için ilham kaynağı kategorisinin rakipsiz ismi olur Maiden ve seksenlerin bu dönemecinde de topluluğun pozisyonu farklı olmayacaktır.

“Somewhere in Time” ile birlikte Maiden’ın müziğine gitar synthesizer katılır ki o yıllarda bu, özellikle de metal dünyasında kolay hazmedilen bir durum olmayacaktır. Oysa henüz altı ay kadar öncesine bakıldığında türün bir başka efsanesi Judas Priest de “Turbo” albümünde bu çeşit deneysel girişimlere göz kırpmıştır. Gerçi o günlerde Priest de eleştiri oklarının hedefi haline gelir ancak geçen zaman bu iki topluluğun da ne demek istediğini en iyi izah eden tercüman olacaktır.

Albüm, Bruce Dickinson, Steve Harris, Dave Murray, Adrian Smith ve Nicko McBrain’den kurulu efsaneleşmiş Maiden kadrosu ve Martin Birch yapımcılığında Bahamalar’daki Compass Point Studios ve Hilversum, Hollanda’da bulunan Wisseloord Studios’da kaydedilir.

Dönemin kült filmlerinden Blade Runner’a gönderme yapar nitelikteki Derek Riggs imzalı kapak çalışması müzik dünyasının en dikkat çekici albüm kapaklarından biri olurken önceki Iron Maiden albüm ve şarkılarına da göndermeler içerir.

Topluluğun alametifarikası olan zengin melodik yapının her zerresinde hissedildiği “Somewhere in Time”, kuşkusuz Maiden’ın benzersiz repertuvarı için nadide parçalara ev sahipliği yapar. Grupla beraber gitarist Adrian Smith de en verimli dönemlerinden birini yaşamaktadır. Belki de metal evreninin en karakteristik şarkı girişine sahip “Wasted Years”, tam orta yerine kondurulmuş, albümün tümüne hakim, akılda kalıcı ve kusursuz gitar soloları arasında ipi göğüsleyen nefis gitar solosuyla doruk noktasını yaşayan “Stranger in a Strange Land” ve pırıl pırıl parlayan “Sea of Madness” leziz Smith parçaları olarak çıkar karşımıza.

Maiden’ın destansı ve progresif parçalarına verilecek örneklerin liste başı “Alexander the Great”, albümün en özel anlarını barındıran “The Loneliness of the Long Distance Runner”, açılışla birlikte bir solucan deliğinden geçerek albümün sihirli atmosferine girmeyi sağlayan “Caught Somewhere in Time” ve tümüyle zihne kazınan albümün enerjik parçaları “Deja Vu” ve “Heaven Can Wait” baştan sona başarılı bir yapımı işaret ederler.

“Somewhere in Time” bir yanıyla Maiden’ın yerinde saymayan yönünü temsil eder. Üstün müzisyenlik yetenekleri ve yaratıcılıklarıyla birlikte sürekli arayış içinde, liderliğini yaptıkları müzik türünü ilerletmeyi mesele edinen, zaman yolcularına, fantastik öykücülere dönüştükleri taraflarına tanık oluruz. Billboard listesinde 11 numaraya ulaşan ve sadece ABD’de bir milyondan fazla satış rakamına ulaşan albüm, platin plakla ödüllendirilir.

What's your reaction?

tr_TRTurkish